"Geçmiş hafızaya muhtaç, yeniden yazmak mümkün mü?" | Koray Candemir ile yeni albümü Kendine Uzak hakkında konuştuk
- 1 gün önce
- 10 dakikada okunur
Koray Candemir, yeni solo albümü Kendine Uzak’ı 30 Nisan tarihinde yayınladı. Kendine Uzak zamanla, değişen dünyayla, iletişim kurmakla, insanın kendini tanımasıyla ilgili dertleri olan ve bu dertler karşısında müzik aşkıyla, sıkı bir inatla ve kendinden emin bir biçimde duran bir albüm. Son yirmi beş yılı neredeyse eşit üç parçaya bölen ve her biri hem kişisel tarihimizde hem de yakın dönem Türkiye tarihinde önemli kırılma noktalarına denk gelen bir serinin (Sade - 2001, Yarım Kalan - 2013 ve Kendine Uzak - 2026) son halkası.
Koray Candemir dünyayı bilinçli bir şekilde algılamaya başladığımız, medyayı, popüler kültürü takip etmeye başladığımız günden bu yana hayatımıza dokunan ve bizi büyüten eşsiz bir müzisyen, zamansız bir rock star. Kendisiyle geçtiğimiz günlerde buluştuk ve geçen yirmi beş yılın izini sürdük. Kendisine yeni albümü Kendine Uzak hakkında merak ettiklerimizi sorduk.
Keyifli okumalar!

Fotoğraf: Dilan Bozyel, Tasarım: Can Küngör
“Hayat değişti. Bütün dinamikler değişti.” Sade'den Kendine Uzak'a: Tutarlı Bir Zaman Akışı
2001 Sade, 2013 Yarım Kalan ve 2026 Kendine Uzak… Bu üç albümü art arda dinlediğimizde hem periyodik olarak hem de tarz olarak çok istikrarlı ve tutarlı bir zaman akışını takip ettiğimizi düşünüyoruz. Siz buna katılır mısınız? Solo kariyerinizi dönemlere ayırsanız nasıl bir yöntem izlersiniz?
Şöyle ayırmak en doğrusu benim için: Onlar tamamen kendime yaptığım şarkılar. Kendi bestelediğim, düzenlediğim şarkıların, en sonunda profesyonel müzisyenlerin de dokunuşu sonucunda ortaya koyduğum şarkılar. Son albüm özelinde, şarkıların prodüktörlüğünü de ben yaptım. Hayatımda ilk defa kendi işime prodüktörlük yaptım. Kargo’da ya da diğer projelerde hep başkaları vardı. Arada ortak projeler, katkı sunduğum albümler de oldu tabii ama onlarda da tüm karar sana kalmıyor. Taviz vermek zorunda kalıyorsun, kararları ortaklaşa alıyorsun. Ortak çalışmayı da çok severim bu arada. Dediğim gibi, solo albümlerim tamamen kendi kendime evde yaptığım şarkılardan oluşuyor. Benzer taraf da şu, grup müziğinden geldiğim için, solo şarkılarımın hep grupça çalınmış havasının olduğunun farkındayım. Canlı versiyonları da öyle. Yarım Kalan albümümün de Sade’nin de kafası biraz buna benziyor. Bu arada Sade’yi kaydettiğimde çok gençtim, 25 yaşındaydım.
Sade yayınlandığında biz 9 yaşındaydık. Yarım Kalan ve Kendine Uzak albümleri daha bilinçli zamanlarımıza denk geldi. İki albümün de anlattıkları, bütünlüğü bizde daha çok yer edindi. Bunun getirdiği bir his olabilir. O yüzden aynı zaman akışını hissediyormuşuz gibi geliyor.
Ne güzelmiş.
Üçüncü Koray Candemir albümünü aslında 2021 yılında bekliyorduk. “İhtimaller”, “Kimileri” ve “Yine” teklilerinin art arda çıktığı döneme denk geliyor. Fakat geçenlerde bir röportajınızda, “Pandemi gelince her şeyi yeniden planladım.” dediniz. Neden böyle bir karar aldınız?
Kim öyle yapmadı ki pandemide? Hayat değişti. Bütün dinamikler değişti. Şu bile değişti; bir arkadaşın eve gelirdi, vakit geçirirdin. O bile azaldı. Herkes evinde artık. Mesela artık görüşmen gerekiyor bir şey için, her şey Zoom’dan Facetime’dan bir şekilde bir araya geliyor. Ya da oyun oynayacaksan bile, kulaklığı takıyorsun yan yanaymış gibi çevrimiçi oyun oynamaya başlıyorsun. Değişti, her şey değişti.
İşte tam o pandemi sırasında da bahsettiğiniz şarkıları bir albüme çevirme fikrim değişti. İhtimaller’in devamını getirmek istiyordum. Elimizde iki-üç tane şarkı var aslında o dönemden. Şarkıları kaydettik, davullarını bile kaydettik ama şarkıları yayınlamadık. Öylece duruyorlar. İleride belki, “B sides” gibi bir şey yapıp çıkarabilirim o şarkıları. Bu şarkılar, o dönem albüme dönüşemedi, çünkü o konsantrasyonu sağlayamadık. Havada kaldı her şey. Bir de o dönemi hatırlarsınız; kapandık, açıldık sonra bir daha kapandık. “Bu böyle mi gidecek, ne zaman bitecek?” diye sormaya başladı herkes birbirine. Pandemi bittikten sonra, 2022-2023 gibi “Kendine Uzak” albümündeki şarkıların tohumlarını atmaya başladık. Albümün bütün süreci de 2,5 yıl sürdü.
Pandemi döneminden bir şarkı yok o hâlde “Kendine Uzak”ta.
Bunlar tamamen 2022 ve sonrasında sıfırdan başlayıp yaptığımız şarkılar. Zaten olamazdı, çünkü bu şarkıların kendi içinde bir bütünlüğü var. O zamanki şarkılarımın kafası biraz daha farklıydı. İki dönem gerçekten bambaşka.
“Kendine Uzak”ın anlamını, hikayesini, değerini tamamlayan en önemli unsurlardan birinin albüm kapağı olduğunu düşünüyoruz. Lansman konserinde de dekor olarak kullanıldı hatta. Ortasından beyaz bir hüzmenin süzüldüğü farklı yönlere bakan iki ayna var. Bu hâliyle elbette kafamızda bir şeyler canlanıyor ama hikâyesini/anlamını sizden de dinlemek isteriz.
Önce albüm kapağının çıktığı zihni anlatmam lazım. Can Küngör, albümü beraber yaptığımız Cem Şahin’in çok eski arkadaşı. Can Küngör, albüm kayıtlarının ilk zamanlarından beri stüdyoya geliyordu, bizimle takılıyordu. Tüm sürece şahit oldu. Biz albümü uzun sürede kaydettiğimiz için arada Almanya’ya yerleşti. (Gülüşmeler) Can, işlerini bildiğim şahane bir illüstratör. Albüm kapağı üzerine konuştuk. “Zaten şarkıları çok seviyorum, ben biraz bunun üzerine odaklanayım.” Dedi. Sonra da böyle bir görselle geldi bana. Albüm üzerine, şarkı sözleri üzerine konuşmuştuk zaten daha öncesinde. Böyle bir görselle gelince de “Tamamladın, bitti bu iş.” Dedim. Hazır bir albüm kapağıyla gelmiş oldu bana. Hayatımdaki en kolay albüm kapağı kararıydı benim için.

Fotoğraf: Dilan Bozyel
İki farklı dönem: Bugünden 90’lara, 90’larda 60’lara bakmak
“Kendine Uzak”ın zamanla, değişen dünyayla, iletişim kurmakla, insanın kendini tanımasıyla ilgili dertleri var gibi hissediyoruz. Bu dertler karşısında da takındığı, kendinden emin bir tavrı var. Tam da bu bağlamda, “Geçmişin Ruhu” adlı şarkıyı yayınlarken Instagram gönderinizde şöyle yazmıştınız: “Geçmiş hafızaya muhtaç, yeniden yazmak mümkün mü?”
Biz de size sormak isteriz: “Mümkün mü?”
Zamanı kırabiliyor muyuz? Işınlanabiliyor muyuz geçmişe? (Gülüşmeler) Bunu tarihçilerle falan konuşmak lazım esasen. Geçmiş bize bir şekilde öğretiliyor ama bize anlatılan kadar öğreniyoruz tabii. Hafızalarımızı silsek, geçmiş diye de bir şey kalmayacak; sürekli anda yaşamış olacağız. Bu tamamen hatırlamakla ve oluşturduğumuz kişisel veri tabanıyla ilgili bir durum. O yazdığım cümle biraz buna atıftı.
Biraz da yeni jenerasyon uzaktan bakabilmeli. Öyle bir döneme girdik ki, analog tamamen unutulacak. Analog dönemi hatırlayan kimse kalmadığında, teknolojiyle ve yapay zekayla bezenmiş insanlardan oluşan bir döneme girecek dünya. Pratiklerin, günlük işleyişin, işlerin değiştiği bir dönem olacak. Esasında, geçmişi tekrar yazmak değil de; aklının bir köşesinde tutmak fikri bu. Böyle yaparsak, belki işler insanlar ve dünya için daha iyi bir yere gidebilir diye düşünüyorum. Çünkü serbest salınıma giderse, nereye gideriz bilmiyorum. Bence zaten yapay zeka şirketleri de bilmiyor nereye gittiğimizi. Kimsenin bildiğini düşünmüyorum. (Gülüşmeler)
Geçmişle biraz daha nostaljik bir yerden bağlantı kuruyoruz biz. Biraz nereden geldiğini hatırlamakla alakalı geçmişe bakmak. Geçmişe baktıkça insanın içi hüzün doluyor, olumsuz şeyler canlanıyor. Sizin için de bu böyle mi? Geçmişe baktığınızda sizde nasıl hisler uyanıyor?
Bu aslında öyle uzun cevap gerektiren bir soru ki; özetlemeye çalışayım. 90’larda, 2000’lerde, 2010’lar da böyleydi şimdi de böyle. Biz temel olarak organizasyon yapamıyoruz. Onu yapamadığımız için de her dönemde birbirine benzer problemler gördük. Hiçbir zaman tam değildi, hiçbir zaman muhteşem olmadı. Sorunlar ve dertler hep vardı. Şu an tabii daha sıkışmış ve her şeyin iç içe geçtiği bir dönemdeyiz.
90’ları ele alalım, bugünden baktığımızda 30 sene olmuş. 90’larda müzik yaparken, 30 yıl öncesi 60’lara denk geliyor. 60’lar ve 70’lerin başı bizim pek hayatımızda değildi. Çok geride kalmış, nostaljik bir durumdaydı. Şimdi internet ve kayıtlara erişim sayesinde olay biraz sıkıştı. Bizim şu andan baktığımız 30 sene, 90’lardan geriye baktığımız 30 sene gibi değil. Şu an kolay kolay 90’lar diye konuşup, o zamandan bir şarkı dinleyebiliyoruz mesela. Ama 90’lardayken öyle “60’lar” diye bahsedemezdik. (Gülüşmeler)
Bunun getirdiği bir algı farkı var. Her şeyi birbirine yaklaştırdı, her şey çok hızlandı. O yüzden de insanların kapasitesinden daha yüksek veri akışı var. Oysa ki buna buna gerek yok, çünkü insanın beyni buna hazır değil. Bunca habere, veriye, bilgiye hiç hazırlıklı değil insan. Şu zamanlarda da bu durumun sonuçlarını yaşıyoruz. Evet, teknoloji gelişti, internet müziğin her ayrıntısını değiştirdi. Eski zamanlardan dinlediğimiz her şeyin bize özel gelmesi de bu yüzden. Eskiden canlı şekilde stüdyoda çalınmış, her detayı analog olan şarkılar çıkmış ortaya. Bu arada, teknolojiden, yapay zekadan falan çok bahsediyorum ama müzik endüstrisi teknolojiyi her zaman kullanmış ve kullanacak. Stüdyodaki aletlerde, kullandığımız programlarda, pedallarda, her yerde kullanıyoruz. Mesela dijital amfilerle çalıyoruz artık, arkada kocaman amfiler yok. Küçücük bir alet duruyor önümüzde, onunla gitar çalıyoruz. Fakat, şu anki durumu düşünürsek eğer, yapay zekaya şarkı sözü yazdırmak, beste yaptırmak, sanat üretimini bu sayede çabucak yapmak, her şeyin bu kadar hızlanması bizi nereye götürecek, bilmiyorum.
Bence insanoğlunun sanatsal üretim yapması için, kendini nadasa bırakması, bir şeyler biriktirmesi ne hissettiğini bilmesi, hissettiklerini anlaması gerekir. Tüm bunların üstüne bir şeyler üretirsin ve belli bir süre gerekir. Şimdiki durum şu, birisi yapay zekayla bir şey çıkarıyor. Onu gören başka biri de başka bir şey çıkarıyor. Çok hızlanıyor her şey ve böylelikle bir değersizleşme söz konusu oluyor. Bir değersizleşme probleminden söz etmek mümkün. Bunun derlenip toparlanması için de dijital dağıtımcıların kendine çeki düzen vermesi gerekiyor.
Bizi hüzünlendiren, endişelendiren şey de bahsettiğiniz gibi değer ve anlamın kaybolması. Farklı on yıllardan 30 yıl öncesine bakma fikriniz bize yeni bir bakış açısı kattı açıkçası. Bugünden 90’lara bakmakla; 90’lardan 60’lara bakmak arasında gerçekten bir uçurum var. Belki de geçmişe dair çok da yük almamak lazım üstümüze.
Evet, o konuda biraz rahatlamak lazım. Çünkü bugün bildiğimiz bütün her şey 1800’lerin sonundan itibaren olmuş. Bilim insanları, keşifler, sanayi devrimleri derken biz artık bu sürecin son meyvelerini topluyoruz ama ortaya çıkan durum da biraz insanlığı aştı. Örneğin, yapay zekâ, go şampiyonunu yendiği zaman bütün tasarım pratiklerinin, bütün sistemlerin aslında değiştiğine tanık oluyoruz. İnsan, kendinden daha üstün, daha akıllı bir şey çıkarmış oluyor ortaya. Bununla ilgili çok şey yapılması gerekiyordu önceden ama tabii kapitalist sistem kontrolsüzce saldı dünyaya yapay zekayı. Çok şaşırdım, inanamadım. Öncesinde hiçbir hazırlık, hiçbir bilgilendirme yapılmadan oldu bu. İnsan bir anlatır, “Yapay zekâ nedir? Ne yapabilir?” açıklar, dünyayı hazır hale getirir ama yok yapmadılar. Her konuda olduğu gibi insanoğlu, bencilce ve pervasızca girişti bu işe.
“Sosyal medyada herkesin birer “yayıncı” olması bekleniyor. Herkes yayıncılık yapamaz, bunun okulu var.”
Geçen 30 yılda müzik endüstrisinin her hâlini gördünüz, yaşadınız. Bugünkü koşullara bakınca, kendinizi güçlü bir konumda mı görüyorsunuz, yoksa yılgın mı hissediyorsunuz?
Albüm çıkarmadığım aralıkta elbette sosyal medyaya ve nasıl işlediğine bakıyordum. İnsanlar artık, radyodan, televizyondan falan değil; çıkan her şeyden sosyal medya aracılığıyla haberdar oluyor. Bunun da farkındayım. Fakat, sosyal medyada sürekli aktif olmadığım, bir şeyler paylaşmadığım için albüm çıkacağı zaman aktifleşmem çok da bir şeyleri değiştirmiyor. Paylaşım kanallarına girmek, algoritmanın suyuna gitmek kısa dönemli aktiflikle olmuyor. O yüzden de bu koşullarda birden “çabalayan sanatçı” hâline döndüm. Bence bu dönemde bu durum herkes için geçerli. Şunu çok saçma buluyorum, sosyal medyada herkesin birer “yayıncı” olması bekleniyor. Herkes yayıncılık yapamaz, bunun okulu var. (Gülüşmeler) Ben elimden geldiği kadar aktif olmaya çalışıyorum sosyal medyada.
Çok iyi hatırlıyorum, Sade çıktığında ilk yıl hiç etki yaratmamıştı. Piyasa da ekonomik olarak çok karışıktı. O zaman da sürekli çabalıyordum. O albümün bana geri dönüşü, albüm çıktıktan 3-4 yıl sonra gelmeye başladı. Bunlar olağan şeyler. Kargo’nun “Yalnızlık Mevsimi” adlı albümü için de aynı şeyi söyleyebilirim. Felaket durumdaydık, gerçekten ünlüydük, biliniyorduk ama bir yandan da beş kuruş paramız olmadan küçük küçük mekânlarda çıkıp çalıyorduk. Bunların istikrarla, süreklilikle alakalı olduğunu hem solo kariyerimde hem de Kargo’da yaşayıp bildiğim için endüstrinin koşullarına pek takılmıyorum. Bu, sürekli bir şeyler yaparak, üreterek ilerleyen bir şey. Öyle “Bir şarkı yaptım ve patladım.” gibi bir şekilde yürümüyor bu işler. Bunu bildiğim için de kendimi sıyırmaya çalışıyorum benzer durumlardan. Ama bir şarkım viral olsa da mutsuz olmam, neden olmasın tabii. (Gülüşmeler)
İki Şarkı, İki Hikaye: "Hayal Alemi" ve "Adem’le Havva"
Sizi bulmuşken, size bugünden ve geçmişten iki şarkının hikayesini sormak isteriz. İlki, “Kendine Uzak” albümünden “Hayal Alemi”. Yeni albümünüzde bizi en çok yakalayan şarkının “Hayal Alemi” olduğunu söyleyebiliriz. Bunun on üç yıl önceki karşılığı da “Son Durak” olabilir. İki şarkı da duygusal olarak çok benzer bir yere çekiyor bizi. “Hayal Alemi”nin hikâyesini sizden dinleyebilir miyiz?
Hayal Alemi’nin riff’i, albümde ilk yazılan riff olabilir. DasDas’ta bir stüdyomuz var. Cem Şahin, Eren Çilalioğlu ve ben iki gün o stüdyoyu kapattık. Takıldık iki gün boyunca. Hayal Alemi’nin melodisi orada çıktı. Albümün de ateşleyicisi niteliğinde bu yüzden. Sözleriyle ilgili bir şey demek istemiyorum, çünkü şarkı sözlerini anlatmayı uzun seneler önce bıraktım. Şu yüzden, dinleyiciler aşk şarkılarını dert tasa şarkısı; dert tasa şarkılarını aşk şarkısı sanabiliyorlar. O yüzden kimsenin duygu dünyasını bozmak istemem. Mesela Renklerin İçinde’yle evlenenler var. Renklerin İçinde bir aşk şarkısı değil. Mehmet’in (MŞŞ) sözleri… Böyle şeyler olabiliyor. Hayal Alemi’nin temel hikâyesi, albümün yapım aşamasında başlangıcı olması. O yüzden de bizim için özeldir.
Hikâyesini sormak istediğimiz ikinci şarkı da tamamen bizimle, not the news’le ilgili. Biz evde toplanıp şarkı dinlemeyi çok severiz. Gece geç saatlere kadar bir şeyler içip müzik dinlediğimiz seanslar olur. O gecelerde aklımıza ne zaman “Kargo” ya da “Koray Candemir” gelse elimiz direkt Kargo’nun “Adem’le Havva” adlı şarkısına gider. O şarkının hikâyesini de sizden dinleyebilirsek çok mutlu oluruz.
Adem’le Havva mı? O şarkının bir kaydı var mı ya? Kargo’nun zihninde unutulmuş bir şarkı olabilir. Tabii ki, şarkıyı hatırlıyoruz ama tamamen planlarımızın dışında bir şarkı. Yıldızların Altında’dan sonra yeni bir albüm yapmayı planlıyorduk ama maalesef gerçekleşmedi. O dönemde Serkan’la ben ayrıldık gruptan. O zamanlar gruptan ayrılmadan önce yaptığımız son şarkı Adem’le Havva. Bir reklam kampanyasında kullanmıştık o şarkıyı. Sahnede birkaç kez çalmıştık o şarkıyı. O şarkının orijinal kaydı Serkan’da vardır muhtemelen, Serkan saklamıştır kesin.

Fotoğraf: thevolcanic
“Gerçekten talihli bir insanım. Müzik yaparken eğlenebildiğim arkadaşlarım var.”
Yaklaşık iki yıl önce Kargo yeniden bir araya geldi. Bugün, Cem Şahin, Eren Çilalioğlu, yol arkadaşlarınız yanınızda. Bir taraftan yakın arkadaşınız Harun Tekin’le Şakalı Akustik devam ediyor. Solo kariyerinizin önceki dönemine kıyasla çok daha kalabalık, çok daha sağlam bir ekiple berabermişsiniz gibi gözüküyor. Bu bir aradalık, etrafınızdaki sağlam ekip size nasıl bir dinamizm getirdi?
O konuda gerçekten talihli bir insanım. Etrafımda hep beni seven, beni destekleyen arkadaşlarım var. 2013’te Yarım Kalan’ı yaparken de bu böyleydi. Köklü dostluklara dönüşen iyi ekiplerim oldu, “Kendine Uzak” zamanı tam bir “aile” formuna geçtik. Eren’le Gece zamanlarından beri tanışıyoruz zaten. Biliyorsunuz Gece’nin ilk albümünün prodüktörüyüm. Cem’le çok uzun yıllardır müzik yapıyoruz. Aslında çok geniş olmayan, dar bir ekibiz ama ihtiyacımız olduğunda müzisyen arkadaşlarımızdan destek aldık. En başında dediğim gibi, talihliyim bu konuda. Müzik yaparken eğlenebildiğim dostlarım var.
“Ankara bizim için her zaman özel bir yerde.”
“Kendine Uzak”ı Kilyos’ta kaydetmişsiniz. Şu an da oradasınız galiba. Kilyos iyi geldi mi size?
Kilyos çok iyi geldi. Çok dingin, yeşil bir yer. Böyle sayfiye yeri havası da var buranın. Gece pencereyi açtığın zaman uzaktan dalga sesini duyup sakince takılabiliyorsun. Bu bir lüks İstanbul için. Yıllardır Kadıköy’de yaşıyorum, oradan buraya bir hayli yol var ama alıştım artık gidip gelmeye.
Son olarak, biz Ankara’da doğduk büyüdük. Müzik zevkimizin oluşmasında bu şehrin etkisi çok fazla. “Koray Candemir”, “Kargo” deyince de şehrin farklı farklı noktalarında kişisel hikâyelerimiz, anılarımız var. Peki Ankara sizin için ne ifade ediyor? Ankara’yla nasıl bir ilişkiniz var?
Ankara deyince aklıma hep güzel anılar geliyor, 90’lardan beri bu böyle. Çılgınca şeyler de yapmadık değil. Saklıkent hayattayken, çok popülerken, aylık ya da haftalık periyotlarla gelip çaldığımızı hatırlıyorum. Ankara’ya gelmeyi çok seviyorduk, çünkü arkadaşlarımızla takılıyorduk, istediğimiz gibi gezip tozuyoruz. Üniversiteliler, tanıdıklar… Harika bir ortam vardı. Arka arkaya o kadar çok geliyorduk ki konsere, artık bilet satamamaya başlamıştık. Turnelere, üniversite şenliklerine çok geldik tabii zaman içinde. Kargo’nun geri dönüş konserinin ilkini de Ankara’da yapmıştık mesela iki yıl önce, o da çok özeldi.
Evet, biz de oradaydık. Kargo’nun aktif yıllarına yetişkin olarak denk gelemediğimiz için, 18 Mayıs 2024’teki geri dönüş konseri bizim ilk Kargo konserimizdi. Konseri not tuta tuta izledik ve not the news hesabımızda da konserle ilgili bir gönderi paylaşmıştık. 2024’ün en güzel günlerinden biriydi bizim için.
Ankara’nın dışından da gelen insanlar olmuştu. Arada 15-20 yıllık bir boşluk olduğu için, eski takipçilerimiz sırtında çocuklarıyla falan gelmişti. Çok acayip bir seyirci topluluğu oluşmuştu orada. Sahneye çıktım, önde ağlayanlar vardı. Onları, görünce ben de yamuldum. Seyircilerdeki o enerji, konserin ambiyansı bambaşkaydı. Başka bir dünyaya gidip geldik sanki. Bir şeyler oldu o akşam orada ama…(Gülüşmeler) Hem seyirciler, hem bizim ekip, herkes çok duygusaldı. O yüzden, tüm bunları düşününce Ankara bizim için her zaman özel bir yerde.



Yorumlar