top of page

Gerçekten sahneye, kitaba ve sonunda beyaz perdeye uzanan bir yolculuk

  • 2 gün önce
  • 3 dakikada okunur

​2020’yi kime sorsanız Covid-19 pandemisiyle hatırlar. Fakat kadere sorsanız, yine ağlarımı örmekle meşguldüm derdi. 31 Mart 2020 akşamı, sokağa çıkma yasaklarının gölgesinde dünyanın iki ucundaki evde ayrı ayrı iki kadeh şarap havaya kalkıyordu. Birinde Çinli yönetmen Chloe Zhao, 38. yaşını kutluyordu; diğerinde ise İngiliz yazar Maggie O'Farrell, Hamnet adlı romanını piyasaya sürüşünü.


Kimbilir, belki bir arkadaşı öngörülü davranıp ön sipariş vermiş ve Zhao’ya, O’Farrell’in kitabını hediye etmiştir. Zira Zhao’nun kitapları sevdiği kuşkusuz. Çünkü yalnızca birkaç ay sonra, eylülde, bir kitaptan uyarladığı Nomadland filmi ile en iyi yönetmen Oscar ödülünü kazanacaktı.


Chloé Zhao ve Maggie O’Farrell (Anthony Avellano / For The Times)


Ödül kazanan sadece o değildi; O’Farrell, Hamnet kitabıyla Women’s Prize for Fiction dahil 3 ödül kazandı. Kitap, William Shakespeare'nin Hamlet oyununun çıkış öyküsünü anlatıyordu. İlginçtir, sadece İngilizlerin değil, dünya edebiyat tarihinin en etkileyici metinlerinden biri olan Hamlet’in nasıl doğduğu bir muamma. 400 yıldır yapılmadık araştırma kalmamış ama %100 kesinlikle ortaya konamamış. İşte bunu fırsata çeviren O’Farrell, belki de edebiyat tarihini baştan yazacak bir esere imza atmış. Shakespeare ve eşinin biraz klişe, biraz dönemin ruhuna uygun, biraz standart dışı ve tümden acıyla dolu hikayesini ustaca kaleme almış. Kitap beyaz sayfalarda rüştünü ispat etmişti; sıra gelmişti beyaz perdeye.


Zhao ile O’Farrell birlikte kaleme aldılar senaryoyu. Shakespeare ismini sonuna kadar duymadığımız filmde esas dikkat çeken karakter William da değildi zaten; karısı Agnes’ti. Jessie Buckley’in ödüllü performansıyla hayat verdiği Agnes, toplumdan dışlanan bir cadı annenin kızı olarak resmediliyordu. Kasabadaki çocuklara ders veren William’ı gördüğünde diğer erkeklerde olmayan bir yaşam gücü olduğunu keşfetmiş ve kendini ona tamamen açmıştı. William da klişe bir hikayede olduğu gibi önce onaylanmayan bu evliliği ailesini karşısına alarak yapmış, ardından baskıcı baba figürünü ezip geçerek kendini inşa etmeye başlamıştı.


Ormanda kolunda şahinle gezen Agnes, bu sancılı dönemde her türlü zorluğa göğüs gerecek kadar sert ama kocasının düşünce dünyasında hapsolup yazamadığını fark edecek kadar da hassas bir karakterdi. 3 çocuğunun babasını, sırf hayallerini gerçekleştirebilsin diye kendi eliyle Londra’ya göndermiş, dolayısıyla evdeki herkese hayat vermiş olağanüstü bir kadındı.


Hamnet (2025) filminden bir kare

Olağanüstü demişken, burada bir parantez açmak lazım. Filmin çekim açıları, ışığı ve renkleri gerçeküstü bir anlatım ortaya koyuyor. Bu açıdan ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ dizisini çağrıştırıyor, ikisinde de aynı çarpıcılık var. Ne tesadüf, o dizi de bir kitaptan uyarlanmıştı; Gabriel Garcia Marquez’in kaleminden….


Filme dönelim. Oğulları Hamnet’i çağın hastalığı vebaya kaybettiği an kırılma noktasıydı; hem senaryo, hem oyunculuk bakımından. İkiz çocukları vebayla mücadele ederken kendini parçalarcasına onları hayatta tutmaya çalışan Agnes, kocasının o anlarda yanında olmayışını asla affetmezken, Agnes’e hayat veren Jessie Buckley’in oğlunu kaybettiği andaki çığlığını sanırım hiçbir zaman unutamayacağız. 


O ana kadar tutkuyla dolu ilişkileri Agnes’in kendini yasa gömmesiyle küllenmiş, William’ın hiçbir çabası işe yaramamıştı. Ta ki son sahneye kadar..


Kocasının Londra’da başarılı tiyatro oyunları sergilediğinden haberdar olunca gidip izlemek isteyen Agnes, oğlu Hamnet’in adını afişlerde Hamlet olarak görünce çileden çıkmış, hatırasına saygısızlık yapılmasını hazmedememişti. Temsil gerçekleştirilirken seyircilerin arasında bağırıp çağıran Agnes, oyunun aslında oğlunun anısına bir saygı duruşu olduğunu anladığında filmin son kırılımı gerçekleşiyordu.


Hamlet’in sahnede can çekiştiği sırada oğluna uzanacakmış gibi elini uzattığı sahne, bana Koku filminde kalabalığın Jean-Baptiste Grenouille’a tapındığı sahneyi anımsattı; son derece uhreviydi. William ile bakışıp gözleriyle affettiği o an yine harika bir oyunculuk izledik. Film boyunca Agnes’in dudağının kenarındaki ince çizgide yer alan gerginlik, kasvet, mutsuzluk, tekdüzelikten yerini ilk defa gülümsemeye bıraktığında gözyaşlarına boğulduk. 


Çok sevdiğimiz birini kaybettikten sonra veya çok sevdiğimiz biriyle uzun süre küs kalıp barıştıktan sonra hangimiz yaşamadık o rahatlamayı, hangimiz bırakmadık kendimizi o hesapsız kahkaya.. Film boyunca peşimizi bırakmayan kasvet, nefes aldırmayan o boğuculuk, Agnes’in bir yüz ifadesiyle kaybolup gitti.. Tek bir hareketle izleyiciyi allak bullak etmekte oyuncunun olduğu kadar yönetmenin ve senaryonun da payı var. Film bu an üzerine kurgulanmış ve izleyici yay gibi gerilmiş.


Hamnet (2025) filminden bir kare


Son olarak, Buckley gibi iki oyuncuya daha hakkını vermek lazım. Öncelike Jacobi Jupe, izlediğim en yetenekli çocuk oyunculardan. Film boyunca Hamnet’e hayat verirken ortalamanın çok üstünde olan performansı, ikizi Judith’e baktığı sahnede arşa çıkıyor.


Paul Mescal da William karakterine derinlik katmakla kalmamış, çatı katında yazı masasının başındaki o sahnede dozunda bir sadelikle ve gerçekçilikle oynamış. IMDB’de yer alan bilgiye göre yönetmen Zhao’nun isteği üzerine Mescal, bu sahneyi oynamak için gerçekten sarhoş olmuş. Ertesi gün akşamdan kalmaymış tabii.


Film de bize aynısını yapmadı mı zaten? Akşam izleyip uyuduktan sonra sabah kalktığımda, atlas yorgan altında uyumuş gibi bir ağırlık vardı üzerimde. Agnes’i düşünemiyorum bile…


 
 
 

Yorumlar


bottom of page