top of page

Cabinet of Abstraction



Soyut, statik, göreceli ve birey odaklı anlatımların/hikâyelerin yanında; günlük hayattaki somut ve sistematik belirleyicileri konu edinen ve bunu estetik kaygıdan muaf biçimde, doğrudan ortaya koyan konstrüktivizmi, Ekim Devrimi’nin sanatı olarak anımsamak mümkün. Kapitalist toplum formasyonunun üretim ilişkileri odağında makine ile bilinci bir araya getiriyor konstrüktivizm. “İdeolojilerin çoktan sonuna gelindiği 21. yüzyılda” müzik endüstrisinde hala karşımıza çıkmaya ve kendini göstermeye de devam ediyor.


Markovich Lissitzky (El Lissitzky) bu akımın önde gelen isimlerinden. Sovyetler'in Bauhaus’u, Rus Devlet Uygulamalı Sanatlar ve Mimarlık Okulu’nda (KhUTEMAS) atölyelerini sürdürürken; modern mimari üzerine çalışmak ve Avrupa’da Rus sanatının temsilciliğini üstlenmek üzere Almanya ve Hollanda’ya gönderiliyor 1926’da. Bir yıl sonra, çalışmalarını sergi tasarımı üzerine yoğunlaştıran Lissitzky, Hannover Şehir Müzesi’nde izleyicinin sanat ürünleri ve mekân ile arasındaki etkileşimini gözeten bir çalışma gerçekleştiriyor. Galeri içerisinde kurduğu 20 metrekarelik alanda, eserlerin etrafında kullandığı farklı materyaller ve gri-siyah-beyaz renklerle, izleyicilerin görüntü biçimlerini konumlarına göre değiştiren bir alan sunuyor. Hareketli bölmeler ile yeni mekânsal kombinasyonlar oluşturuyor.


1936 ve 1937’de Naziler tarafından yok edilen ve 1968'de Kunstwerk’te yeniden inşa edilen bu çalışmanın adı “Cabinet of Abstraction”. Geçtiğimiz günlerde tanıştığımız Danimarkalı Kashmir grubunun 2005 çıkışlı “No Balance Palace” albümünün kapağında yer alıyor. Videoları ve albümlerinde konstrüktivizm etkisini görebildiğimiz bir diğer sevdiğimiz grup ise Franz Ferdinand. İkinci albümleri “You Could Have It So Much Better”ın kapağında Alexander Rodchenko’nun reklam posterinden esinlenen grubun en büyük hit’i “Take Me Out’un klibinde de konstrüktivizmin etkilerini görmek mümkün.


Kaynak: socks-studio.com

📸: pinterest, socks-studio

bottom of page