top of page

Bir müzik grubunu anlama çabası: Sirenler, İnönü Konseri ve Tamiri Mümkün

Müzik endüstrisi, her bir aktörünü, katmanlı ve karmaşık bir ilişki ağı dâhilinde, belirli stratejiler izlemeye zorluyor. Kurulan değer zinciri, sanatsal üretim pratiklerini aşan bir yönetim becerisi gerektiriyor. Agresif pazarlama stratejilerinin prodüksiyon tercihlerini yönlendirdiği, konser salonlarının bir deneyim alanı olarak rekabet ettiği ve tüketim pratiklerinin dönüşümü üzerine tartışmaların öne çıktığı bir dönemin içinde ilerliyoruz yıllardır.


Söz konusu bu döngünün takip ettiğimiz müzik gruplarına dair günlük görüşlerimizi ve düşünme biçimlerimizi şekillendirdiği de bir gerçek. Rekabetçi ve faydacı bir yerden uzakta, bir müzik grubunun attığı her adımda ne yaptığını dinleyici gözünden anlama çabasını kastediyoruz aslında. Şarkı sözlerinin kime ne anlattığından setlist ve konser mekânı tercihlerinin işaret ettiklerine kadar uzanan ve hatta yapılanlar kadar yapılmayanların da dâhil edildiği bir değerlendirme pratiği… Geçtiğimiz yıl, bu çerçevede birçok popüler tartışmayı izledik.* Fakat bu yazıda, yakından takip ettiğimiz ve hatta içine kapıldığımız bir vaka olarak; mor ve ötesi’nin Sirenler albümüyle başlayıp İnönü Konseri ve Tamiri Mümkün konser filmi ile devam eden sürece bakıyoruz.**


📸: İpek Yılmaz (@eyeoftheipo)

Geçtiğimiz on yılların duygusu biraz ağır

Yaptıkları müzik ve duygu durumlarımıza tesirlerinin yanında, yirmi sekiz yıldır mor ve ötesi’ni tanımlayan en önemli ve kuvvetli şeyin, grubun dinleyicisiyle ve esasında toplumsal meselelerle kurduğu ilişki olduğunu söyleyebiliriz. Yakın dönem Türkiye siyasi ve toplumsal tarihinde öne çıkan gelişmeleri, mor ve ötesi şarkıları/demeçleri ile eşleştirerek değerlendirmek kuşkusuz mümkün ve keyifli bir çaba olurdu. Bu coğrafyanın güzelliklerine/acılarına dair söyledikleri her söz, bugüne kadar bıraktıkları izi şüphesiz ki daha da derinleştirdi. Türkiye’de istedikleri müziği yaparak hayatta kalmalarının yolu da buradan geçti hep.


Ocak 2022’de yayınlanan sekizinci stüdyo albümleri Sirenler’in, grubun dinleyenleriyle kurduğu ilişki ve yıllar içinde kurduğu anlatı için bir dönüm noktası olduğunu söyleyebiliriz. mor ve ötesi şarkıları tek seferde, doğrudan anlaşılan değil; karmaşık ve dinledikçe farkına varılan ve hatta zamanla dönüşen bir form sunar dinleyenlerine. Sirenler geçmiş, şimdi ve gelecek adına mesajlarını bazen dingin bazen de yüksek seste fakat öncekilerden farklı olarak doğrudan dışa vuran bir Türkiye hikâyesi sunuyordu dinleyenlerine.*** Aynı gemide yola devam eden ama aynı hayatı aynı koşullarda yaşamayan Forsa’ların hikâyesiydi bu. Seneler boyunca konserlerde şarkı aralarındaki dertleşmelerimizin, kaptan köşküne attığımız taşların sesini duyuyorduk bu albümde. 2023 seçimlerine doğru giderken her ayrıntısı ince bir kurguyla örülmüş şekilde son kez sesleniyorduk sanki Canavar’a


Sirenler’i dönüm noktası hâline getiren bir diğer önemli özellik de albümün dinleyenlerine öncekilerden daha kuvvetli ve planlı bir şekilde sunulması.**** Albümün yayınlanması öncesindeki tanıtım süreci yaklaşık iki ay sürdü. Çıkış parçası Forsa, grubun yakın arkadaşları, sanatçı dostları ve ekibinin dâhil olduğu bir paylaşım serisi ile aniden paylaşıldı. Albümün ismi, sosyal medyada dinleyicilerin de katıldığı bir oyun ile duyuruldu. Albümün konsepti ve kurgusu, dinleyenlerin hangi şarkıda nerede bulunduğunu görebileceği bir açıklıkta sunuldu. Sirenlerin mitolojideki yeri ve şarkıların neler anlattığı, grubun verdiği konser ve röportajlarda ayrıntısıyla tane tane anlatıldı. Lansman konseri Tünel ve Park arasında, İstiklal’de gerçekleşiyordu. Sirenler metroda ve İstanbul ile Ankara’nın sokaklarında çıkıyordu karşımıza. Koray Doyran ve ekibinin desteğiyle yeni ve güçlü bir dünya oluşturuldu. Çekilen kliplerin hepsinde, oluşturulan NFT koleksiyonunda ve koleksiyonumuza eklediğimiz Sirenler CD’sinde de yine bu bütünlüğün sağlandığını izledik. Kırmızı, mavi ve morun hakimiyetinde***** ve hepsinden öte sirenlerin cüretinde tüm acılarımızla bir yola çıkmıştık adeta.


mor ve ötesi, albümün yayınlanmasından iki ay sonra, bu yolculuğun varabileceği yeri –yine geçmiş, şimdi ve geleceğe dokunarak– çok daha ileri bir noktaya götürdü. İnönü Stadyumu konserinin duyurulması, grup tarihi ve Sirenler için zirveyi temsil ediyordu. Türkçe sözlü rock müzik yapan bir grubun 2020’li yılların koşullarında bir stadyum konseri verebilmesinin anlamı çok büyüktü. Fakat Gezi’nin dönümü 28 Mayıs’ta İnönü Stadyumu’nda Uyan ile başlayıp Park ile sonlanan bir maratonda kendi külliyatından hazırladığı sözlerle sesini Ankara’ya duyurmak nereden bakarsanız bakın koca bir rüya olabilirdi ancak. Siren’lerin varmak istediği yere, bu kadar kalabalık ve etkili biçimde ilerliyor olması, grubun gücünün ve yapabileceklerinin göstergesiydi adeta. Mayıs 2023’ü aşmamız durumunda, bu ülkede neler görebileceğimize dair büyük düşler görmeye başlıyorduk. 30 Aralık Zorlu PSM konseri ise Sirenler’in yarattığı heyecanın vardığı son duraktı. Grup, seçimlere kadar konser vermeyeceğini duyurmuştu. Bir yeni yıl kutlaması değil de olası tüm sonuçları kabullenmiş bir dilek anıydı. Bis’te Re çalmadan önce “Olur da şu veya bu sebeple bir daha buluşamazsak bilin ki; siz de biz de elimizden geleni yapmışızdır.” diyordu Harun Tekin…


2023 seçimlerine giden süreç, o gergin iki hafta ve sonrasındaki büyük hayal kırıklığı söz konusu olduğunda, Sirenler’in kurduğu tüm bu güçlü hikâye ile yarattığı heyecanı ve binlerce insanla kurduğumuz duygudaşlığı göz ardı etmek mümkün değil. Tüm bu yaşananlar, Sirenler’i sadece iyi bir albüm ya da muhtelif bir pazarlama başarısının ötesine taşıyıp, onunla çok daha derin ve hakiki bir ilişki kurmaya çağırıyor.

Kalbimizi “birlikte” tamir etmemiz lazım

Bu noktada, bu büyük ve kapsamlı çabanın bizdeki değerinden bağımsız olarak, söz konusu bu süreçte grubun eleştirildiği, birbiriyle bağlantılı iki noktanın altının çizilmesi gerekiyor. Bunlardan ilki İnönü Konseri’nde yaşanan teknik aksaklıklar. Konserin başından itibaren, üst tribünlerin yaşadığı ve sonrasında gelen protestolarla grubun sahne üstündeki performansını da etkilediğini düşündüğümüz, ses problemi farklı mecralarda oldukça sert biçimde eleştirildi. Bunun eleştirisini organizasyonun ve grubun dışında kimseler olarak yapmanın getirdiği eksiklikler olabileceğini göz önünde kabul etmekle birlikte; tüm bu yaşananların, konser için görüşmeler her ne kadar iki yıl öncesinden yapılsa da, hem konserin çok kısa süre öncesinde duyurulmasının hem de gerekli teknik ekipmanların sağlanması ve kurulumunda yaşanan problemlerin bir sonucu olduğunu düşünüyoruz. Belki de acelecilik olarak tanımlayabileceğimiz bu şeyin, konsere ve sonrasına gölge düşürdüğü kesin. Fakat burada dışarıdan bir göz olarak üstünde durulması gereken şey, grubun Sirenler aracılığıyla dinleyenler ile kuruduğu güçlü iletişimin bu noktada aniden tıkanması. Sirenler’in tanıtım sürecindeki yoğun ve güçlü iletişimin bu noktada durması ve gruptan konuya dair olumlu ya da olumsuz bir ses duymamanın getirdiği boşluk, beraberinde birçok spekülatif açıklama ile dolduruldu böylece.


Öte yandan, konser sonrasındaki iletişim problemi, Mayıs 2022 sonrasında atılan her yeni adımın da öncelikle eleştirilerle dile getirilmesi sonucunu doğurdu. İnönü Konseri’nin filmleştirileceği duyulduğunda, yaşanan aksaklıklar çok daha yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. Tamiri Mümkün, bir yıl önce, Sirenler’in görsel ve anlam dünyasını tamamlayan bir konser filmi olarak çıkmıştı karşımıza. Filmin galası, Süreyya Opera’sında düzenlendi. Galadan paylaşılan görüntüler ve filme özel hazırlanan içerikler tıpkı konserde olduğu gibi, şarkıları hep bir ağızdan söylemenin hissettirdiği gücü öne çıkarıyordu. Grup üyeleri, farklı şehirlerde birçok gösterime bizzat katıldı. Fakat, öncesinde, buradaki niyetin bir belgesel yapmaktan öte, binlerce insanı bir araya getirerek şarkıları birlikte söylemek olduğunu dile getirilmesine ve yüzlerce insanın sinema salonlarındaki coşkulu paylaşımlarına rağmen; film, konserden kesitler sunmaktan öteye geçmediği yönünde ve salt bir ticari hamle olarak değerlendirilerek öne çıkarıldı.


İnönü Konseri ve Tamiri Mümkün özelindeki eleştirileri ileriye taşırsak eğer yine iletişim kopukluğu etrafında açıklayabileceğimiz bir problem, bizi seçim ve sonrasına götürüyor. Grubun, mevcut eleştirilerin üstüne, 2023 yılında seçimlere kadar Türkiye’de konser vermeyerek ve bir şekilde Sirenler ile kurduğu hikâyenin sesini kısarak; 2022 yılında yarattığı heyecanı bir şekilde sönümlendirdiğini düşünüyoruz.****** Bir sanatçının neyi, nerde, nasıl söylemesi gerektiğinin dinleyenleri/izleyenleri tarafından yönlendirilmeye çalışılmasının kendi içinde problemli olduğunun farkındayız. Fakat grubun seçimlerin kaybedilmesiyle yaşadığımız yıkım sonrasında da bu sessizliği sürdürmesi ve adeta Sirenler'e sırtını dönerek yoluna devam etmesi, bir şekilde tarifi çok da mümkün olmayan bir yalnızlık hissini de beraberinde getiriyor. Grup, Sirenler’in batmakta olan bir uygarlığın duvar yazısı ya da yeniden kuracağımız ülkenin soundtrack’i olacağını en başında söylemişti aslında.******* Hissettiğimiz yalnızlık hissi, hayatın ikinci perdesine büyük bir hayal kırıklığı ile geçerken, öncesinde yaşadığımız o büyük heyecana sırt çeviriyormuşuz hissini kabullenmenin zor olmasından ileri geliyor.

Bir parantez: Mümkün

Bu boşluk hissinin içini dolduran çok kıymetli bir çabanın üstüne ayrıca durmak gerek: Geçtiğimiz yıl bu günlerde Tamiri Mümkün ile aynı zamanda yayınlanmaya başlanan, Burçin Acer ve Harun Tekin’in filme ve gruba dair sohbetlerinden oluşan podcast serisi Mümkün. Mümkün, bir müzik grubunun dinleyicisiyle iletişim kurmak üzere, podcast gibi güçlü bir yeni medya aracını ne kadar etkili kullanabileceğini göstermesi bakımından önem arz ediyor. Grubun kendi geçmişine ve Türkiye öngörüsüne dair incelikli bir bakış sunuyor. Sirenler ve konser filmi üzerine söylenmesi gerekenleri akıcı biçimde bir araya getiriyor. Bu yönüyle de Sirenler’in hikâyesini tamamlayıcı bir çalışma olarak öne çıkıyor.


Mümkün, öncelikle, dinleyicilerin de katılımıyla grubun diskografisine dair sunulan ayrıntılı bilgilerle adeta bir hazine niteliği taşıyor. Sadece bu bile ikonik ve upuzun bir podcast konusu galiba başlı başına. Bu noktada, bir grubun şarkılarını nasıl yazdığının, dinleyenler tarafından ne düzeyde bilinmesi gerektiği ayrı bir tartışma konusu. Fakat Mümkün, kararında ve çok keyifli bir kapı aralıyor bu noktada. İkinci olarak, bölümler boyunca değinilen (kent kültüründen, müzik psikolojisine ve yapay zekaya kadar uzanan) tüm tartışma başlıklarının, dineleyenlerini düşünmeye sevk eden çok kuvvetli bir nitelikte olduğunu söyleyebiliriz. Podcast’in temel amacı ve diğer konu başlıkları arasında kurduğu denge çok yerinde. Son olarak ise her bölümün sonunda sunulan ve tartışmaları destekleyen içerikler ise (demolar, röportajlar ve konuya uygun oluşturulan derleme kayıtlar) Mümkün Podcast"in ne kadar ince ve kıymetli bir iş olduğunu zaten başlı başına kanıtlıyor.

Yerden göğe haksız mı kaybeden şimdi?

Geçtiğimiz mayıs ayından bu yana yaşadıklarımız bir ikilemin kıyısında kaldığımız ya da bir tercih yapmak zorunda olduğumuz hissini uyandırıyor: Sirenler’e sırtımızı mı dönmeliyiz yoksa onun hissettirdiklerini unutmadan yola devam mı etmeliyiz?  Bu, sadece grup özelinde kısıtlanamayacak, toplumsal gerçekliğimize de dokunan bir soru aslında. Büyük bir incelikle örülmüş harika bir anlatı ve başarılı bir tanıtım ile yarattıkları büyük etkinin ardından her türlü kötü hissi ve hayal kırıklığını yine grupla birlikte aşmaya çalışmayı, en azından buna dair sıkı bir dertleşme fırsatını yakalamayı çok isterdik. Çünkü Sirenler ile kurduğumuz derin ve hakiki ilişki, seçimler sonrasında bir kırılma/süreklilik tartışmasının ötesinde duruyor aslında.


Dünyaya Bedel ve Adamın Dibi haricinde Sirenler’in şarkıları artık duyulmuyor konserlerde. Birlikte Şarkıcı Çocuk, Yeşillik, Sonbahar ve Büyük Düşler söylerken, geçtiğimiz aylara dair yaşadıklarımıza dair birbirimize imalarda bulunuyoruz sanki. Her şey bir felaket… Fakat tekrar konuşmaya ve paylaşmaya ihtiyacımız var. İkinci bir Mümkün Podcast serisi, bunun için en uygun fırsat olabilir. Belki de farklı mecralarda yeni bir dünya kurmaya ihtiyacımız var. Hepsi mümkün...


-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


*Taylor Swift’in başarıları, The Beatles’ın son şarkısı Now and Then’in ortaya çıkış hikâyesi ya da The Sphere gibi sıra dışı bir mekânsal kurgu geçtiğimiz yıl müzik dünyasında en çok tartışılan meselelerin başında geliyordu.


**mor ve ötesi, söz konusu tartışmaları Türkiye özelinde değerlendirmek için en uygun gruplardan biri. Bunun temel olarak iki sebebi var. İlki, yaklaşık son on yıldır yoğun bir konser takvimi dâhilinde şarkılarını doğru zamanda doğru yerde duyurarak, neredeyse 30 yıla varan yolculuklarında, kitlesini dinç ve yeni tutmayı başarması. İkincisi, müzik endüstrisindeki gelişmeleri yakından takip eden ve kendini de bu doğrultuda geliştirmek üzere adımlar atan bir grup olması. Ocak 2022’de Sirenler albümünün yayınlanmasından Mayıs 2023’e kadar geçen dönemde grup adına yaşanan gelişmeler ise bu iki etkeni değerlendirmek için somut örnekler sunuyor.

*** “Önceki albümlerinin bazılarında tematik bütünlükler olsa da, bu denli bir tasavvurun simetrik bir örgüyle hikâyeleştirilmesine ilk defa rastlıyoruz.” Can Sertoğlu, “Sirenler” hepimiz için çalıyor


**** Müzik endüstrisi ve pazarlama stratejileri bağlamındaki tartışmalar burada devreye giriyor: mor ve ötesi, özellikle Güneşi Beklerken’den itibaren, yoğun bir konser takvimi oluşturarak kitlesini genişleten ve böylece daha da büyüyen bir grup oldu. Akustik ve özellikle senfonik konserlerler, grubun dinleyicilerle kuruduğu bağı ve yaratmak istediği etkiyi daha da güçlendirdi. İki gelişme var ki 2000 yılı sonrasında doğanları grup ile tanıştırdı ve onların grupla olan bağını güçlendirdi. 2019 yılında grubun Harbiye konserindeki Bir Derdim Var seyirci korosunun videolarının sosyal medyadaki paylaşımı, şarkıya olan ilgiyi yaklaşık 15 yıl sonra yeniden artırdı. Popüler gençlik dizisi Aşk 101’in kendi içindeki en kritik sahnelerinden birinde Daha Mutlu Olamam’ın kullanılması, ikinci bir sıçrama noktası oldu. Bugün henüz konser başlamadan dahi izleyicilerin nefesini tutup bu iki şarkıyı beklemesini ve artık konserlerde bir kült hâline gelen seyirci korolarının oluşmasını bu stratejik tercihlerle açıklamanın mümkün olduğunu düşünüyoruz. Yaklaşık on yıl içinde kentin küçük konser salonlarında mütevazı konserler de veren mor ve ötesinin artık sadece binlerce kişilik salonlarda konser verebilen –biletleri bir günde sold-out olan– bir gruba dönüşmesinde izlediği bu tanıtım stratejilerinin de şüphesiz ki önemli bir payı var. Sirenler’in tanıtım süreci, öncesinde böyle bir birikimin üstüne inşa ediliyor.


***** Kırmızı, mavi ve mor renkler –polis ve ambulans sirenleriyle birlikte– albümün bölümlerini simgeliyordu.


****** Bu noktada Kahramanmaraş Depremi’nin etkisini ve grubun dâhil olduğu dayanışma faaliyetlerini elbette göz ardı etmemek gerekiyor.



Commentaires


bottom of page